Meydanlar Mutedil, Sanal Açıklar Kaba Dalgalı!



Bilmece bulmaca çözenler çoktan anladı benzetmenin kaynağını. Olsun ben bu yazıyı yazmaya daha yeni başladım. Satırlar devam ederken sözün özü başlıkta bulacak kendini.

Muğla'daki çevreciler ile arası bazen iyi, bazen bozuk olanlardanım. Tüketerek azmettiricisi olduğum bir şeyi, üretmek zorunda bıraktıklarımın hali de ilgilendirir beni. Bir olaya tek yönüyle bakmak pek adetim değildir. Ayrıca fanatizm, -izm'lerin arasında en tilt olduğum olgudur. Doğurduğum çocuk haksız ve suçluysa; suçludur bana göre ve cezasını da kesinlikle çekmelidir. Akbelen için bu böyle, biraz gelgitli, zor anladık birbirimizi ama barıştık!

Akbük'e gelince, Akbük'te kurulan talan düzeninin müsebbibi isimler Hamle Gazetesi'nde, Özgürce'de açık net açıklandı. Şimdiye dek sessizlik korunuyor, AK Parti cenahından bir açıklama gelmiyorsa; yılların usta ismi Özcan Özgür nokta atışı yapmış demektir. Başka türlüsünü düşünmem bile. Yazıda adı geçenlerden birinin Büyükşehir için diğerinin ise Menteşe için kulislerde konu ediliyor olması, güldürdü ağlanacak halimize. Bu arada partileri tarafından aday gösterilirlerse şaşırmam. Onun da notunu düşeyim!

Her neyse Muğla halkı bu talana sessiz kalmadı. "Menteşe'nin tek kıyısı sahipsiz değil" dedi Menteşe Kent Konseyi. Katılım bence daha yüksek olabilirdi ama giden herkesin emeğine ve yüreğine sağlık.

9 Eylül 1922 İzmir'in Kurtuluşu idi. 9 Eylül 1923'de de Türkiye'nin Kurucu Partisi Cumhuriyet Halk Partisi resmen doğmuştu. Tarihsel önemi yüksek bir günde Muğla halkı, kıyılarına sahip çıkmaya davet etti herkesi. İlin siyaseti, bürokrasisi neredeydi? Halkın çağrısından daha büyük ne vardı?

Menteşe'deki kutlamayı Akbük'te halkla birlikte yapmak niye hiç geçmez akıllarından? Benim nereden aklıma geldi peki, anlatayım? Bu sene 30 Ağustos'ta Akbük'teydik ve biz denizde oluşturduk korteji. Marşlarımızı da kıyıdan, denizden kim neredeyse oradan bağıra bağıra söyledik. Yaşadığım en anlamlı Zafer Bayramı kutlamalarına eklendi bu anı.

9 Eylül Akbük Koyu'nda ne şanlı kutlanırdı Muğla halkıyla! Kalbin açık, gözün kapalı bir düşlesene! Bırak klasik adımları, atın gözlüğü atta kalsın be! Ne olur şehrin için bir hayalin olsun! Gel benimle...

Yerel yönetim aktörleri için kendi şehirlerinin beklentileri, acaba ne zaman Ankara'nın önüne geçecek? Muğla halkının teveccühü sayesinde bu yolun kendilerine açıldığını ne zaman hatırlayacaklar? Ankara'ya gidip fotoğraflarda görünecek adam çok. Halkın sesine kulak verecek olanı bulamıyoruz.

Anıtkabir'de gülerek poz verenler, halktan gelen sosyal medya iletilerinde "keşke makamında otursaydın, bu kadar kulak çınlamasına ne gerek vardı?" yorumlarıyla paylaşıldı.

Konumuza dönersek; Muğla'nın ortak akla ihtiyacı var. Bu cılız seslerin yükselmesi şart. "Birinin bencilliği, ötekinin çıkarı" türküsü fazla çığırıldı. "Yetti gari!" halk nazarında.

Muğla 'nın tek sorunu Akbelen olmadığı gibi Akbük de değil. Zaten üzücü olan; çözüm bekleyen sorunların çokluğu. Bütün sorunlar sivil itaatsizlik ile mi çözülecek? Bence hayır. İstişare ve iletişim işte burada olmazsa olmaz! Bunu güçlendirecek formüller üretilmeli artık!

Bakın önümüz yerel seçim, dün bizi duymayanlar yavaş yavaş dinlemeye meyil edecek. Bu zamanları akılcı değerlendirmek şart.

9 Eylül'de mesela Akbelen ile Akbük için aynı gün çağrı vardı. Zaten az olan fiziksel katılım niye ikiye bölündü? Dumanla anlaşamadık mı? Telgrafı deneseydik? Bir dakika pardon sizin orada yıl kaç? Bak bende de hatlar koptu yine!

Bir de şu ilçeyi, il sanma kafasından bir kurtulsak mı? Kent konseyleri ilçe ilçe birleşip gerçek bir "Muğla 48 Kent Konseyi" mi olsa acaba? Çok bölünmüş gibiyiz safları sıklaştırsak mı?

Bakın, Akbelen'e yüzbinler gelir zannettik. Onbinleri anca gördük. Niye? Bunları tartışıyor mu kent konseyleri? Ayşe'yi ikna et, Ali'ye ısrar et ile, git bol bol foto paylaş, "ağaçların cenazesine gittim" de tebessümle poz ver, oldu mu yani? Sahi ne oldu? Sonuç?

Oysa ulusal hatta uluslararası bir medya/sosyal medya desteği aldı. Evet, kabul hatice çok da netice?

Kıyılarda mutedil, açıklarda kaba dalga etkisi bu işte. Ilıman iklime, hissetiklerinle güvenirsen, yeterince donen yoksa elinde, açıklarda istediğini bulamayabilirsin. Hatta amacın hedefine kavuşmayabilir. Örneği ortada; açıklarda 105 bin ağaç kesimi!

Diyorum ki; çok geç olmadan, kıyılarımız için, Bodrum için, Marmaris, Fethiye Körfezi için, arkeolojik alanlar, doğal sit alanları, susuzluk, elektrik kesintileri, internet, temizlik gibi gibi kronikleşen ne varsa çözüm önerilerinin konuşulduğu bir Kent Konseyleri birleşimi gerçekleşebilir mi ?Hiç olmazsa ayda bir video konferanslar ile bile olsa!

Bir de üniversitemiz nasıl? Geniş arazide, alnınıza yel değiyor mu kıymetli hocalarım? Havasını aldığınıza göre kronik sorunlara çözüm önerileri için biraz da taşın altına uzansak mı? "Şehir üniversite entegrasyonu" diyoruz hani içini doldursak mı?

Ya da sinerji yaratacak başka bir formül. Ama ilçelerin ayrı baş otu gibi tek tek dağ tepelerinde çiçek açtığı değil bir çınarın dalları gibi tek kökten beslendiği bir oluşum? O tür, Ütopya'da mı görülür anca dersiniz?

Bu arada geçmiş yazılarımda yer verdiğim "kayıkçı kavgası" teşhisi tuttu tutmasına da "küreklerden birini de halkın eli tutsa, bu oyun bozulur" diyen gocamanı bulamadım! Ona yanarım.

Açık net yazayım, Şeref Oğuz'un dediği gibi:

"ŞİKAYETİM VAR!

1-Dürüst olanı enayi yerine koyan,
2-Kural, yasa dinlemeyeni koruyan,
3-Çalan, çırpan, ceza almayan,
4-Cahili yönetime getiren,
5-Kul hakkı yiyen,

Yönetimden, muktedirden şikayetçiyim."

Şikayeti olanların birleştiği bir çatı, istişareden, çözümden, şehirden, halktan yana! Sağlıklı siyaseti destekleyen ama siyasetin üstünde bir güç birliği mümkün mü, değil mi?

Değilse gördüğüm rüyayı suya anlatmış olayım bu yazımda!

Haydi selametle...